Türkiye’de Gazete OkuyuculuÄŸu

Basılı olarak gazeteye pek para vermeyi sevmem, her zaman internet üzerinden gazete okumak bana daha cazip gelmiÅŸtir. Kısaca iyi bir “online” okuyucu olduÄŸumu söyleyebilirim. Küçük yaÅŸlardan beri ne zaman kitap, dergi, gazete veya herhangi okunacak bir ÅŸey alacak olsam annem babam ellerini ceplerine atmaktan geri durmadı. Kitaba verilecek paradan tasarruf edilmez anlayışını bende sürdürüyorum.

GeçtiÄŸimiz günlerde okulda (Linkoping Uni.) “literacy” yani okur-yazarlık konusu bir ders aldım, konu daha ziyade okuma-yazma yoksunluÄŸu çeken, sosyal veya tıbbi olarak bu beceriyi gerçekleÅŸtiremeyen çocuklar hakkında olsa da, eve gidince bakalım bizim TUİK bu konuda ne yapmış ne etmiÅŸ diye bir bakayım dedim. Ne yazık ki her seferinde veri araÅŸtırmasına TUİK ile baÅŸlasamda gapminder desktop uygulamasıyla devam ediyorum.. Ne yazık ki elin yabancısı bizim verilerimizi bizden iyi tutuyor.

28 Kasım 1930 - Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk Ege vapuru ile Trabzon'a giderken gazete okuyor.

Öncelikle açıklık getirmek istediÄŸim bir konu var, “tiraj” ile “satış sayısı” aynı ÅŸeyler deÄŸildir. Tiraj, gazetenin basım sayısı anlamına gelir, bu sayı satış sayısından bağımsızdır. Gazete belirli bir sayıda veya sebeple basılmış, ancak satılmamış olabilir.

Türkiye’de uzun zamandır açıklanan rakamları incelediÄŸimizde “tiraj” olarak Zaman Gazetesi’nin liderliÄŸini görüyoruz. Zaman gazetesi daha önce 1 milyon “günlük” tiraja ulaÅŸtığını duyurmuÅŸtu ve bunu hazırladığı reklam klipleriyle ve “1 milyon kere teÅŸekkürler” sloganıyla kutlamıştı.

Bu rakamların gerçek olduÄŸuna ihtimal veremiyorum ve matematiksel olarakta pek mümkün görünmüyor. Türkiye’de ki okur-yazarlık oranlarına, gazete okuma alışkanlığına, ekonomik düzeye ve diÄŸer emsal gazetelere bakarak bu yorumda bulunuyorum. Ülkemizde günlük 4,5 ile 5,5 milyon arası gazete basıldığı (tiraj) tahmin ediliyor, bu rakamlara dayanarak her 5 kiÅŸiden birinin Zaman gazetesi okuyor olması gerekli.

Dünya genelinde baktığımızda 1 milyon tirajı geçebilen gazete sayısı 50′yi geçmiyor. The Times, The Independent, The Guardian, The Financial Times gibi prestij sahibi çok ünlü gazeteler bile günlük bir milyon tiraja çok uzaklardan bakıyorlar. Bir milyon günlük tirajı görebilen gazetelere The Sun, The Daily Mirror ve The Daily Mail gibi devleri gösterebiliriz.

Zaman gazetesinin bu tiraj rakamlarını açıklaması ve kutlamasından sonra doğal olarak bir çok tartışma yaşandı. Basın sektörünü biraz takip edenler bilecektir bu tartışmaları. Şunu da yeri gelmişken belirtmek lazım, bu rakamlar YAY-SAT tarafından bildirilen rakamlar.

Bu tiraj sayısına ulaÅŸmada ki en temel sebep “aboneler”. Zaman gazetesinin kapı kapı gezmesi, abiler-ablalar gibi yerlerde sadece Zaman okunması, cemaate yakınlığı ile bilinen dershanelerin pek çoÄŸunun öğrencilerine ücretsiz gazete vermesi, aynı ÅŸekilde bu abilerin-ablaların abone kazandırma çalışmalarında aktif rol alması gibi etkenleri yüksek tirajlar yakalamaya sebep olarak gösteriliyor. Zaman gazetesi’nin kapı kapı dolaÅŸtığını ben söylemiyorum, kendileri söylüyor – verdiÄŸim baÄŸlantılara tıklarsanız görebilirsiniz. BoÅŸ konuÅŸmayı sevmem, bilen bilir. Rakamlara bakalım:

Zaman gazetesi belirtilen tarih aralığında günlük 945,675 satış oranına sahip ve en yakın rakipleri 464,034 ile Posta onu takiben ise 440,875 ile Hürriyet gazetesi. Åžimdi gelelim ilginç olan kısma. Bu 945,675′lik satışın 924,048′i abone satışı. Yani neredeyse Zaman okuyan hiç kimse bakkala, markete gidip 1 kısa winston, 2 ekmek bir de Zaman dememiÅŸ..

Fotoğraf Yay-sat web sayfasından alınmıştır.

Hepsinin posta kutusuna düşüvermiÅŸ bu gazeteler! Zaman okuyanlardan sadece %2.29‘u bayilere gidip ekmek ve sigaranın yanında bir de Zaman almış.. Çok ilginç. Elden satışlarda Zaman ilk 10′da bile yokken, toplam satışta ilk sırada. DiÄŸer gazetelerde ise iÅŸlem tam tersi, zaten diÄŸer gazetelerin abonelik sistemleri de yok.

Benim için daha realist olan tezgah satış rakamlarına bakalım. Posta 464,034, Hürriyet daha önce söylediğim gibi 440,875, Zaman ise 21,627 adet.

Samsun’da geçen yıl oturduÄŸum öğrenci evimden biliyorum, apartmanımıza her gün 2-3 Zaman gazetesi gelirdi, toplamda 10 daire olduÄŸunu da belirtmek lazım. O gazeteler posta kutusuna sıkışmış halde durur durur günlerce bekler bi alan olmazdı. Denk gelirse sofra bezi olarak kullanmak için benim almışlığım çoktur, bunun haricinde sabahın bi körü o gazete dağıtan motorlu arkadaÅŸ birikmiÅŸ gazeteleri toptan alıp çöpe bırakıyor zaten.

Konuyla ilgili Fatih Altaylı bu durum için Rekabet Kurumu‘na bir çaÄŸrı yapmıştı. Lakin bu çaÄŸrının Zaman gazetesi ile herhangi bir alakası yok. Tahminlere göre bu çaÄŸrı Sabah ve Haber Türk Gazetesi arasında ki uzun zamandır süren rekabetin bir sonucu. Maalesef ülkemiz de tiraj denetimleri oldukça zayıf ve Rekabet Kurumu tiraj rakamlarına diÄŸer sektörlere gösterdiÄŸi kadar ilgi göstermiyor. DORinsight’ın yaptığı araÅŸtırmaya göre reklam verenlerin sadece %32′si tiraj rakamlarına güveniyor! Peki tirajlar nasıl ölçülüyor? Tirajlar gazetelerin abone olduÄŸu dağıtım aÄŸları tarafından açıklanıyor, bunların en büyüklerine örnek olarak Yay-sat ve Turkuvaz’ı gösterebiliriz. Velhasıl, ortak tiraj sayım amacıyla kurulmuÅŸ olan ABC Türkiye’ye Zaman gazetesi de dahil olmak istedi ancak gazeteye sunulan ÅŸartlar karşısında Zaman gazatesi durumu yargıya taşıdı ve kendilerine diÄŸer gazetelere yapılmayan ayrımcılığın yapıldığını belirtti. Aslında tartışmayı bu kadar büyüten gazetelere sunulan abonelik sistemi ile ilgili maddelerdi. Zaman, can damarı olan aboneler konusunda çok hassas davranıyor haklı olarak. Sonuç olarak Danıştay, Rekabet Kurulu’nun ABC ile aldığı ortak ölçüm kararına itiraz ediyor ve sonucunda ABC’nin abonelik sistemi ile çalışan gazetelere eÅŸit ÅŸartlar sunmadığı tescilleniyor. ABC’de bu karardan sonra kısa bir süre içerisinde dağılıyor. Tüm olayları detaylı bir ÅŸekilde okumanızı öneririm. Peki ya internet rakamları?Google verilerine göre 2011 yılında en çok arananlar:

  • facebook
  • mynet
  • hürriyet
  • milliyet
  • oyun

Peki ya en güvenilir kurumlardan biri olan Alexa’nın verileri?

Bir sonra ki yazım bu konuya yakın ancak bir o kadar da uzak olacak. Şimdilik veri toplama sürecindeyim. Gazetelerin web sayfalarına göz atacağız.

Öptüm canlar.

Kullanıcı Düşmanı Video Uygulamaları

İnternet üzerinde ki ilk videoyu bileniniz var mı? Araştırmama rağmen bulamadım ama gördüğüm kadarıyla başkalarının da aklını kurcalamış bu soru. Şuan için net bir yanıt yok gibi görünüyor. Peki ya ilk YouTube videosu?

PayPal’ın üç eski çalışanı (Chad Hurley, Steve Chen, ve Jawed Karim) akÅŸam yemeklerinde kayıt ettikleri videoyu arkadaÅŸlarına yollamak istemeselerdi ve eÄŸer e-mail kotasına takılmış olmasalardı belki 14 Åžubat 2005′te açılmış olan YouTube’a çok daha geç sahip olacaktık. İşte ilk YouTube videosu;

Bugün;

  • Her saat başı YouTube’a 8 yıl süresinde video yükleniyor (70.080 saat). BaÅŸka bir deÄŸiÅŸle, siz daha 1 saatlik bir videoyu bitirmeden yeni yüklenmiÅŸ 70.080 saatlik video sizi bekliyor olacak.
  • Günlük 3 milyardan fazla video izleniyor. (Dünya nüfusunun 7 milyar olduÄŸunu düşünürsek, 3 milyarın bir web sitesi için nasıl bir rakam olduÄŸunu tahmin edebilirsiniz)
  • 2010 yılında YouTube 700 milyar video oynatım rakamına ulaÅŸtı. Dünya nüfusuna oranlarsak, her dünya vatandaşına YouTube üzerinden 100 video gösterimi düşüyor!

Peki biz bu emanete nasıl sahip çıktık? İnternetten video izlemek hala eskisi kadar keyifli mi? Sıkı bir internet kullanıcısı olarak video izlemek istediğimde beni en çok rahatsız eden detayları sıralıyorum.

Video Anketleri

Tek kelimeyle nefretlik. Milliyet.com.tr daha önce “Anketi Geç” seçeneÄŸi sunmuyordu, neyse ki artık onu eklemiÅŸler. Sanıyorum aşırı bir “abuse” durumu yaÅŸadılar, kaldı ki bunda Devamini Oku

Japonlar veya caponlar

Senelerdir söyleyip durdular, vay efendim iÅŸte Türkiye’de kiÅŸi başına yılda ÅŸu kadar kitap düşüyormuÅŸ, Japonya’da bilmem ÅŸu kadarmış, 10 Türkü toplasan bi Japon etmezmiÅŸ, adamlar trende metroda her yerde kitap okuyormuÅŸ ta, biz zaten cahil toplummuÅŸuz da, bizden bi bok olmazmışta bıdı bıdıııı.

Şimdi benim tepkim neye sen onu anlamadın değil mi? Bence de anlamadın.

Benim tepkim ÅŸu berber koltuÄŸu muhabbetlerini üniversiteli gençlerin ağızlarından duymak tatlım, inan bunu çok kafaya takıyorum. Olurla olmazı, hiç bir elle tutulur gerekçe olmadan karşılaÅŸtırmanız, ÅŸu dünyayı çözmüş bilmiÅŸ tavırlarınız beni çok yoruyor. EÄŸitim hakkında ne bilirsin, kültür hakkında ne bilirsin, hayatında 1 kez olsun TUİK‘in veya ne bileyim gapminder‘ın, CIA‘nın kültür, eÄŸitim, okuma yazma, milli gelir düzeyi velhasıl herhangi bir verisine baktın mı, tarih hakkında ne bilirsin, ekonomi sana neyi çaÄŸrıştırır da sen tutar “Japon kitap okuyo yüaÄŸÄŸ” geyiÄŸi yaparsın?

Dondurma var yer misin?

Åžimdi dinle sevgili sığır. Japonya dediÄŸin ülke GDP’de ABD’den sonra dünyada ikinci sıradadır. Japonya dediÄŸin ülke G8 ülkesidir yani dünyanın en zengin 8 ülkesinden biridir (ABD-Japonya-Almanya-UK-Fransa-Italya-Kanada ve Rusya). Savunma bütçesi dünya beÅŸincisidir. Dünyanın en büyük dördüncü ihracatçısı ve en büyük altıncı ithalatçısıdır. Japonya bugün höyt dese dünyanın yarısı al sana göt demeye razıdır. İnsani geliÅŸme endeksi 2007 verilerine göre Türkiye 79.sırada yani Peru, Kolombiya, Dominika, KaradaÄŸ, Bulgaristan, ÅžeyÅŸeller, Åžili gibi ülkeden saymadığımız “ülkelerden” bile daha geri durumdayken, o kendini kıyasa sokmaya çalıştığın Japon abiler ilk 10′daydı. Sen daha Cumhuriyeti yeni kurmuÅŸ, alfabe ÅŸapka devrimleriyle uÄŸraşırken bu adamlar kafalarına 2 tane atom bombası yemekle meÅŸguldü.

Benim tepkim, kendi milletini-ülkeni bu denli yanlış argümanlarla ve yanlış karşılaÅŸtırma seçimleriyle – aptalca bir ÅŸekilde küçük düşürmene. Hataları eksikleri göstermek, eleÅŸtirmek çok güzel ama “karşılaÅŸtırma” dediÄŸin bir uç noktadır. Tutup da tarihi, ekonomik, kültürel, sosyolojik, mitolojik, übersonik bombastik olarak bizden tamamen farklı bir toplumla kendini kıyasa sokup – kendi savaşını kaybetmeni anlamıyorum.

Her neyse, yap karşılaştırmalarını yine ama daha dengeli yap, daha mantıklı şekilde yap, üniversiteli olduğuna yakışır bir şeyler yap. Dolu dolu gel ki karşımıza bizde sevelim sayalım seni sığırcan.

Öptüm çok.

Sinir kaynağı: http://www.serhatdundar.com/wp-content/uploads//2012/02/japonlar-veya-caponlar-blog.png

Ayrı Devlete Çıkmak İstiyorum

Daha önce “Anlı ÅŸanlı osmanlı” diye bi yazı yazmıştım yaklaşık 5 sayfa kadar. Görüşlerimle örtüşen muhalif bir yazıydı. Yazıyı taslak olarak kaydettim, paylaÅŸmadan önce bir kez daha okurum diye yarın “ayık kafa”ya sakladım. David Ogilvy söylemeden önce de böyle yapıyordum fakat birde konu hassas olunca Ogilvy üstadı dinlememek eÅŸÅŸeklik olurdu. Daha iyi yazmak için verdiÄŸi 10 kısa nasihatin 7 numaralı maddesinde şöyle der kendisi:

Never send a letter or a memo on the day you write it. Read it aloud the next morning — and then edit it.

Özetle : Yazdıklarınızı aynı gün göndermeyin, ertesi sabah sesli bir şekilde okuyarak tekrar düzenleyin.

Google+ hesabımda tesadüfen gördüğüm bir fotoğrafla, fotoğrafçılığın gücünü tekrar gördüm ve yazdığım o 5 saatlik yazının birileri tarafından fotoğraflanmış olduğunu hissederek mutlu oldum.

Bilmeyenler için hoÅŸ bir genel kültür bilgisi olarak, David Ogilvy “reklamcılığın babası”dır. Hayata gözlerini kapadığı 1999 yılında milyonlarca dolarlık serveti fani dünyada bırakmıştır. Popüler kültür zengini genç arkadaÅŸlar bu üstadı Mad Men dizisinde ki Don Draper karakteri ile hatırlayabilirler. Namı-diÄŸer Marlboro Man olarakta bilinir kendisi. Bu yazıda kendisinin 5.maddesine uymayarak, uzun bir yazı yazacağım.

Tekrar gelelim saatlerce yazmama raÄŸmen paylaÅŸmadığım yazıya. Yazıyı hatırlayabildiÄŸim kadarıyla “biz anlı ÅŸanlı Osmanlı torunuyuz !!!” ÅŸeklinde bitirmiÅŸtim. GiriÅŸ ve geliÅŸme ise pek çok insanın kanına dokunacak, pek çoÄŸunu sinir küpüne döndürecek – hatta belki de başımı yasal dertlere sokabilecek ÅŸekilde eleÅŸtirel yazılmış bir yazıydı. Daha sonra, blog üslubumu bu kadar radikal bir deÄŸiÅŸikliÄŸe sokmaya cesaret edemediÄŸim için -sildim yazımı-.Kendime itiraf edemediÄŸim sebeplerden en esası ve en baskını ise bence “ideolojik hegemonya“ydı. Daha Türkçesiyle ”mahalle baskısı”. En yaygın olanı ise “komÅŸu ne der sonra?”.

Devamini Oku

Futbol ve Çocuk

Küçüklükten beri futboldan anlamadım, mahalle takımlarının hiç bir zaman favori oyuncusu da olamadım, genelde kaleye geçmem için teÅŸvik edildim – hatta bir dönem bunu benimseyip, belki onda dikiÅŸ tuttururum diye bizimkilere kaleci eldiveni bile aldırtmışlığım var. LeÅŸ gibi kokuturdu ellerimi, ucuz – adi naylon eldiven. “Hadi oynayıversin” denilen oyuncuydum hep. Takımlardan biri eksik kalınca hatırlanan oyuncuydum. Dokuz aylık oynayacaksak sektirmeyi denemeden kaleye geçmiÅŸliÄŸim çoktur – kendini kabullenme gibi. 6-7 yaşında bi dönem Trabzonspor’lu oldum, sebebini bilmiyorum. Ailede ne babam, ne dayılarım ne de baÅŸkası hiç kimse futboldan anlamaz genel olarak ama yine de o dönem Trabzonluydum. Gazetenin verdiÄŸi takım posteri de duvarımda asılı. Bi gün Trabzon önemli bi maçta kaybedince, postere – futbolcuların yüzlerine tükürüp indirmiÅŸtim aÅŸağı.

Benim ilgi alanlarım daha farklıydı. Temizlik malzemelerinin arkalarını okur, “karıştırılmamaları”na dair uyarıları inceler ve onları karıştırırdım. Balkonda onlarca kez bomba yapmaya çalışmışlığım var. Çamaşır suyu ve tuz ruhunu plastik kola ÅŸiÅŸesinde karıştırıp – üzerine biraz cam sil sıkarak 5-10 dakika çalkalarsanız süper bi etkileÅŸim olur mesela. O ÅŸiÅŸeyi sıcaÄŸa bırakın ve ne olduÄŸunu kendiniz görün.  Devamini Oku