Daha önce “Anlı şanlı osmanlı” diye bi yazı yazmıştım yaklaşık 5 sayfa kadar. Görüşlerimle örtüşen muhalif bir yazıydı. Yazıyı taslak olarak kaydettim, paylaşmadan önce bir kez daha okurum diye yarın “ayık kafa”ya sakladım. David Ogilvy söylemeden önce de böyle yapıyordum fakat birde konu hassas olunca Ogilvy üstadı dinlememek eşşeklik olurdu. Daha iyi yazmak için verdiği 10 kısa nasihatin 7 numaralı maddesinde şöyle der kendisi:
Never send a letter or a memo on the day you write it. Read it aloud the next morning — and then edit it.
Özetle : Yazdıklarınızı aynı gün göndermeyin, ertesi sabah sesli bir şekilde okuyarak tekrar düzenleyin.

Google+ hesabımda tesadüfen gördüğüm bir fotoğrafla, fotoğrafçılığın gücünü tekrar gördüm ve yazdığım o 5 saatlik yazının birileri tarafından fotoğraflanmış olduğunu hissederek mutlu oldum.
Bilmeyenler için hoş bir genel kültür bilgisi olarak, David Ogilvy “reklamcılığın babası”dır. Hayata gözlerini kapadığı 1999 yılında milyonlarca dolarlık serveti fani dünyada bırakmıştır. Popüler kültür zengini genç arkadaşlar bu üstadı Mad Men dizisinde ki Don Draper karakteri ile hatırlayabilirler. Namı-diğer Marlboro Man olarakta bilinir kendisi. Bu yazıda kendisinin 5.maddesine uymayarak, uzun bir yazı yazacağım.
Tekrar gelelim saatlerce yazmama rağmen paylaşmadığım yazıya. Yazıyı hatırlayabildiğim kadarıyla “biz anlı şanlı Osmanlı torunuyuz !!!” şeklinde bitirmiştim. Giriş ve gelişme ise pek çok insanın kanına dokunacak, pek çoğunu sinir küpüne döndürecek – hatta belki de başımı yasal dertlere sokabilecek şekilde eleştirel yazılmış bir yazıydı. Daha sonra, blog üslubumu bu kadar radikal bir değişikliğe sokmaya cesaret edemediğim için -sildim yazımı-.Kendime itiraf edemediğim sebeplerden en esası ve en baskını ise bence “ideolojik hegemonya“ydı. Daha Türkçesiyle ”mahalle baskısı”. En yaygın olanı ise “komşu ne der sonra?”.








