Tag Archives: nasıl marjinal olunur

Pasif Eylemci

Aktivizme karşı mesafeli duruşumun pek çok sebebi var. Bunlardan birini daha önce yazmıştım ve tekrarlamayacağım. O yazıda insanların işlerine geldiği gibi terimleri yumuşatması ve kırpılmış halini benimsemesi sebebiyle herkesi en uç noktaya, anarşizme çağırmıştım! Anarşist olmaya kalkanların anarşist olmayı beceremeyeceğinden emin olduğum ve olmak isteseler bile anca aktivist seviyesine ulaşacaklarını düşünerek yapmıştım bunu.

Dediğim gibi aktivizmi sevmeyiş sebeplerim çok. Bi yerden başlamak gerekirse; aktivistlerin büyük bir kısmının, sadece “havalı” buldukları için bu aktivist oluşunu iğrenç buluyorum. Yani oklavası elinde, memeleri göbek deliğine kadar sarkmış, köylü hatçe abla o eylemlerin başında olsa burun kıvıracak, hatta ve hatta eleştirecek – küçük görecek adamların, harekete iki tane sanatçı destek verince bi anda eylemin en önde bayrak sallayanı olması beni tiksindiriyor. Sahtecilik, riyakarlık, tribünlere oynamak, durumdan nemalanmak – her ne derseniz diyin, yaptıkları işte o’dur.

Anarşist değil de, sahte aktivist, top sakal enteli olunca böyle liderler ve onların bu cevapları çoktan hak edilmiş demektir.

Çok güzel dimi bi Nejat İşler, Nuri Bilge veyahut Erkan Can varsa eylemin içinde. Bu top sakallı abiler hemen eylemin destekçisi olur, doğa sevdalısı olabilirler beş dakkada. Ama siyanürle savaşan Bergama’lı teyzeyi, baz istasyonunu terliğiyle kırmaya çalışan Rize’li köylüyü takar mı bizim “top sakal enteli“? Takmaz tabi. Neyden nemalanacaksa, neyle prim yapacaksa onun peşindedir bizim ki. O ara neye karşı gelmek “trend” ise bağlar fularını, koşuverir Taksim’e. Eylem “trending topics“ten düştüğü anda ise buharlaşır. Sahi bi ara bunlar “invisible children” olayına da girmişti, noldu o iş?

“Tüm bunlar sanat çevrelerinin desteklediği olaylar hacı dayı, bir nevi başkaldırı, çok asi havalı bi duruş yani, “sütyensiz, rastalı ve john lenon gözlüklü” isyankar kızlar da kaynıyodur orada, en olmadı kızıl saçlı, yeşil parkalı bi kaç tane düşürürüz, çok pompa dönüyodur orda, koşalım aktivist olalım, bize de ekmek çıkar” zihniyeti var ki bir de, bu aktivist grubunun layığıdır. Onları sevimli buluyorum ve kızmıyorum. Sen top sakal enteli, trend eylem sevdalısı, tatlı su eylemcisi olursan, ee yavrum seni gözüne kestiren sırtlan da anca bu sivri burun-kumaş pantolondan bozma arkadaş olur. Ne umuyordun ki?

Marjinalleşmeye çalışırken tek tipleşmek, istemli veya istemsiz marjinal popülizmi takip etmek? Nedeeen?

Son olarak; aktivizmi “aktif” olmak noktasında ıskalayanları, yani kısaca elini taşın altına yalnızca “hoş koşullar altında” koymak isteyenleri zaten aklıma her geldikçe eleştiriyorum ve bu konu hakkında yazdığım tüm yazıların temel çıkış noktası budur.

Bana gelirsek? Ben aktivist falan değilim, olmayı da düşünmüyorum. Fakat zaman zaman bu blogda haklı bulduğum hareketlere destek veriyorum. Yeter ki haklarını arayanlar davalarına sahip çıksın, hoş koşullar bittiği zamanda aynı kararlılıkla devam etsinler, bende davalarını haklı ve mantıklı bulursam olayın destekçisi olmaya hazırım.

Geçen ay, astsubayların hak arama mücadelesine destek vermek amacıyla bir yazı yazmıştım. Bu blog tarihinin en çok okunan, en çok yorumlanan ve en çok paylaşılan yazısı oldu. Astsubaylardan böyle bir tepki beklemiyordum açıkçası çünkü biz onları hep düzene “fazlasıyla itaatkar“, “sesini çıkartmayan“, ve “devletten çok devletçi” olan bir grup olarak bildik.  Neyse ki onlarda gözünü açtı, seslerini çıkarttı ve bende anında desteğimi verdim. Eylemleri sanal olduğu için benden gördükleri destekte sanal oldu.

Hak böyle aranır ve alınır! Resim Şili’de ki öğrenci eylemlerinden. İstekleri eğitim kalitesinin artması ve ücretsiz eğitim olan öğrencilerin aylar süren mücadelesi. Sonuç mu? Emniyet genel müdürü ve milli eğitim bakanı istifa etmek zorunda kaldı! Hükumet partisi oylarının yarısını kaybetti.

Konuya dönelim. Türkiye’nin ilerlemesinin önünde ki en büyük engellerden birini, ülkemizde yeteri kadar muhalefet ve eylemci olmaması olarak görüyorum. Türkiye’de kızanlar, fikir yürütenler, rahatsızlıklarını dile getirenler (içinden homurdanarak) büyük çoğunlukla bahsettiğim “hoş durum” eylemcileri. Yani haksızlığı görüyorlar, eziliyorlar, horlanıyorlar fakat ses çıkartmıyorlar veya ses çıkartma yöntemleri çok sönük kalıyor. Asıl olması gereken ve ses getirecek eylemler ise bir kaç tane uç grup tarafından sahiplenilmiş. Bu kadar sessiz oluşumuzda, bizi yetiştirenlerin “aman oğlum olaylara karışma“, “herkes kendini kurtarır olan sana olur” telkinlerinin payı büyüktür.

Olan yine sana olur..

Türk halkının devletten, takım elbiseliden, makam ve unvandan titreyerek korkması ülkede herkesin “kendi çapında” monarşi kurmasına da zemin yaratıyor. Sikimsonik bir apartman yöneticisi bile bu makamdan öyle bir güç alıyor ki, ona bile karşı gelmek istemiyor – onun kapısının önünden geçerken daha sessiz oluyoruz. Uyduruk bi avuç oyla seçilmiş mahallenin muhtarı. Sanırsın padişah, bir ikametgah alabilmek için kırk tane nazını çekiyorsun. Niye? Çünkü mühür onun elinde diye. En basitinden üniversitende ki dandik, sıradan bir öğretim görevlisi bile kendi çapında monarşik düzenini hemen kuruyor ve önünde el pençe divan durmak zorunda kalıyorsun değil mi? Karşı gelemiyorsun. Niye? Not onun elinde, ünvan onun isminin önünde. Bu derece korkak halklar içerisinde herkesin kendi çapında hükümdarlık kurmayı düşlemesi çok normal.

Peki bize ne oldu? İmparatorluk yıkmış, devrimden devrime koşmuş Atatürk’ün yolundan gitmek üzere eğitilmedik mi milli eğitimin tüm kademelerinde? (Bknz: Milli eğitim genel kanunu, ilk madde) Ne oldu da onun harekete geçişini, eylemci yapısını ve devrimci duruşunu takip etmeye götümüz yemedi? İmparatorluk yıkmış adamın yolundan gitmek üzere eğitilenler bir ulaşım zammını bile protesto etmeye, parasız eğitim istemeye neden korkar oldu?

Yorumlar aşağıdan.